Irak'ta Savaş Başlayalı:
2724 Gün, 13 saat, 54 dakika oldu.

  
Ana Sayfa E-mail
  ABONELİK: ...Yıllık abonelik ücreti 60 TL (30 EUR, 45 USD)... The Diplomatic Observer dergisine abonelik için bilgi@ diplomaticobserver.com’a ileti gönderin… Bilgi için: Tel:0090 312 441 99 68… Faks: 0090 312 441 22 36…                                               
 BARZANİLERDE AİLE GELENEĞİNİN ÖNEMİ

Okunma Sayısı :952

 BARZANİLERDE AİLE GELENEĞİNİN ÖNEMİ

Barzaniler Irak konulu tartışmalarda her zaman vardı. Osmanlının son yüzyılından bugüne kadar siyasette her zaman bir Barzani oldu.

Barzaniler her zaman savaştı. Aslında başlı başına bir inceleme konusu Barzaniler. Çünkü Barzani ailesinin aile tarihi, aynı zamanda Irak’ın geçmişine de ışık tutuyor

DG- KDP’nin bugünkü lideri Mesut Barzani. Mesut Barzani görevini ve misyonunu KDP’nin kurucusu ve babası Molla Mustafa Barzani’den devraldı. Molla Mustafa geçmişte Irak yönetimine karşı ayaklandığında ABD’nin kendisine destek olacağını bekliyordu. Daha doğrusu Molla Mustafa Barzani’yi Irak yönetimine karşı ayaklanmaya teşvik eden ABD’ydi. Ancak gelişmeler hiç de Mustafa Barzani’nin beklediği gibi olmadı. O ayaklandı, ama ABD’den beklediği destek gelmedi ve ayaklanma acı bir sonla bitti.

Ancak ABD’nin Irak’taki Kürtlere ilgisi, Irak Kürtlerinin de ABD’yle ilişkisi hiç bitmedi. Mustafa Barzani öldükten sonra yerini alan Mesut Barzani bugün bu ilişkiyi en üst düzeyde sürdürüyor. Sınıfsal konum ve ideolojik olarak KDP ve Mesut Barzani ile fazla bir farkı olmayan KYB Genel Sekreteri Celal Talabani’nin durumu da Barzani’den farklı değil.

Her ikisi de Irak’ta Kürt yazarlarının deyimiyle “Kürt egemen sınıflarını temsil etmekte ve emperyalizmin bölgedeki işbirlikçileri durumunda”.

Ancak, ABD’nin girişimleri ile yaptıkları ortak hükümet kurmaya kadar varan “birlik” denemelerine rağmen rant paylaşımında anlaşamamaları ve yaşanan çatışmalardan sonra Talabani’nin güç yitirmesi ABD’nin Irak politikalarında Barzani’yi daha öne çıkardı.

Dr. Mehmet Siraç Bilgin’in değerlendirmelerine göre, “ABD, Irak Kürdistan’ına ilişkin politikalarını esas olarak Barzani ile işbirliği içerisinde belirlemekte, ancak konjoktürün getirdiği zorunluluk nedeniyle Türkiye oligarşisi ve Talabani de bu politikalara ortak edilmekte”.

Aynı yazarın saptamalarına göre “ABD, Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasından yana mıdır, ya da nasıl bir Kürt devleti istemektedir” sorusunun yanıtı da şöyle:

“ABD’nin Kürt sorununu çözmek gibi bir derdi yoktur”…

Gerçekten de ABD’nin Barzani’yle bu kadar yakın ilişkiler kurmasının nedeni şüphesiz bölgeye ilişkin çıkarları ile ilgili. ABD’nin, Irak’a ilişkin politikasının merkezinde Saddam yönetiminin devrilmesi ve yerine işbirlikçi bir iktidarın geçirilmesi var. Bu politikasını başarıya ulaştırmak için Saddam yönetimini zayıflatacak, güçten düşürecek her olanak ilgi alanında. İşte bu çerçevede Saddam’a muhalif tüm güçleri ve elbette bunların içinde en önemli güç olan ve öteden beri Irak yönetimiyle belli çelişkileri olan Kürtleri Saddam’a karşı kullanıyor.

Bu yaklaşım Bilgin’in yorumuna göre “Irak Kürtlerine yaklaşımındaki politikasını belirleyen esas”.

Yazara göre;

“Körfez Savaşı’ndan sonra bölgeye yerleştirilen Çevik Güç, Irak’a uygulanan ambargo ve zaman zaman tekrarlanan fiili saldırılara, darbe, suikast girişimlerine rağmen Saddam yönetiminin yıkılamaması ABD’nin bölgede kendi denetimi altında bir Kürt devleti kurulmasına destek vermek isteyebileceği, hatta böyle bir devlet kurmayı amaçladığı tartışmalarını yoğunlaştırdı. Elbette Saddam diktatörlüğünü yıkamayan ABD açısından, bölgede gücünü pekiştirmesine, Irak ve Ortadoğu halklarına karşı tehdit ve saldırılarında üs olarak kullanabileceği böyle bir uydu Kürt devleti çıkarlarına hizmet eder ve böyle bir seçeneği de mutlaka düşünmüştür.”

Irak’ta emperyalizmin denetiminde de olsa Kürt devleti kurulması fikrini PKK da olumlu görmekteydi. Bu nedenle emperyalizmin askeri gücü Çevik Güç’ün bölgede kalmasından yana oldu. ABD’yi doğrudan karşısına almayacak bir politika izlemeyi çizgi haline getirdi.”

Barzanilerin gücünün nereden geldiği Kürt kaynaklarında şöyle geçiyor:

“Barzan aşireti, Amadiya yakınlarında yaşayan ve Amadiya prenslerinin bir kolu tarafından oluşturulmuş eski ve savaşçı bir aşirettir. Aşiretin merkezi, Büyük Zap ırmağının sol kıyısında kurulmuş bulunan sarp dağlarla çevrili, alalede yoksul bir Kürt köyü olan Barzani liderlerinin Seyyid Taha (Nehri) den icazet almasından sonra dinsel bir nüfuz alanı haline gelen Barzan, bölgede sufiliğin yaycısı bir medreseye kavuşmuştu. Buradan icazet alan mollalar bu etkiyi gün be gün genişleteceklerdi.

Geçim kaynakları kıt olan Barzanlılar, bunu sağlamak için sık sık çevre aşiretlerle kavgalara girmek zorunda kalıyor, her zafer onlara bir dahaki sefere kadar ek geçim imkanlar sağlıyordu. Onlar " erkek kılıçtan geçmek için doğmuştur" diyen eski Kürt atasözüne uygun olarak yaşamaktaydılar. Türklerle, İranlılarla, Araplarla, komşu Kürt aşiretleriyle savaşmak, onların başlıca mesleğiydi.”

Görüldüğü kadarıyla Barzaniler için pek bir şey değişmemiş.

Mustafa Barzani'nin doğumundan önce dedesi 1. Abdusselam, Osmanlıların mecburi iskanına karşı ayaklandı ve Musul'da asıldı. Kürt tarihini araştıranlar Abdusselam’ın tuzağa düşürüldüğü iddia ediyorlar ve şöyle ekliyorlar: “maalesef Kürt liderleri çok defa bu tuzağa düşmüşlerdi”. Buna örnek olarak da Simko ve Seyid Riza Dersimi gösteriliyor.

Barzani'nin hayatının ilk dönemi, yine Barzani’nin ağzından şöyle özetleniyor;

"Ben dokuz aylıktım, yıl herhalde 1903-1904 olsa gerek. O tarihlerde herkes kendi kaba kuvveti sayesinde ayakta durabiliyordu. İşte bir gün böyle bir karışıklığın içinde sebebini hala ihtiyarlardan öğrenemediğim bir olay vuku buldu. Çoğu Kürtlerden müteşekkil olan Hamidiye Alaylarından bir grup gelip bizim köyü basmış. İşte annenin hikayesi böyle bir günde başlar. Ben henüz 9 aylıktan iki yaşıma kadar Diyarbakır hapishanesinde büyüdüm. Elbette ki o günleri hiçbir şekilde hatırlamam ... Bir buçuk yıl sonra durum Bab-i Ali tarafından öğreniliyor ve sultan bizim tahliyemizi istiyor."

Barzan aşireti serbest bırakıldıktan sonra doğrudan sürgüne gönderildi. Aşiret daha sonra yeni sürgün yeri olan Süleymaniye, Erbil ve Kerkük yöresine bir yılda varabildi. Bu sıralarda Barzani'nin babası Şeyh Muhammed öldü ve onun yerine 2.Abdusselam geçti. Bu yeni devir Barzan aşiretinin adını duyurduğu bir dönem oldu. Abdusselam, tez elden hem bölgenin dini önderi, hem de ulusal meselede de bir lider durumuna geldi. Çünkü o döneme kadar Barzaniler sadece İngiliz desteği ile hareket ediyorlardı, ama din motifi olmadan başarı da olmuyordu. Barzan aşireti daha sonra çevresindeki Şerwani, Dolomeri, Mizuri, Beroji, Nizari, Kerdi ve Herkiyê Bineci aşiretlerini kontrolüne aldı.

Yeni düzende aşiret İslam adaleti ve eşitlik prensipleri üzerinde inşa edildi.

1907 baharında aşiret liderleri bir toplantı için Şeyh Nur Muhammed Brifkani'nin evinde bir araya geldi. Bu toplantıya Abdusselam Barzani de katıldı. Durum enine boyuna tartışıldı ve sonuçta, Bab-ı Ali’ye bir telgraf çekilmesi kararlaştırıldı. Telgrafta;

1.Kürt dilinin bütün Kürt bölgelerinde resmi dil olması;

2. öğrenim dilinin kürtçe olması;

3.Kürdistan'daki yönetici ve memurların Kürt olması;

4.Devletin resmi dini İslam olduğundan İslam hukukunun uygulanması;

5.Vergi sisteminin olduğu gibi muhafazası, ancak toplanan paranın

bölgede okul ve yol yapım için kullanması istendi.

İstanbul’un göstereceği tepki belliydi. Bunun üzerine Şeyh Abdusselam ortak bir Kürt cephesi kurmayı denedi. Seyyid Abdulkadir, Emin Ali Bedirxan ve Süleymaniyeli Şerif Paşa'yı yanına çekmeye çalıştı.

Osmanlı yönetimi Rus ve İngiliz destekli isyanı bastırmak için harekete geçti. Şeyh Abdusselam direnme karar aldı. İki ay süren savaş boyunca Bırifkan toplantısına katılanlar ortaya çıkmadı. Barzaniler yalnız kaldı ve direnişleri kırılma noktasına geldi. Sonunda Şeyh Abdusselam kuvvetlerini Tiyani'ye, Asuri lideri Mar Şemun'un yanına çekme kararı aldı Fazıl Paşa'nın ordusu hızla ilerledi ve Molla Mustafa Barzani bu defa üç yaşında iken yine annesiyle birlikte bu defa Musul hapishanesine girdi. Bu ikinci hapishane dönemi 1909'daki İttihat ve Terakki iktidarına kadar sürdü. Aynı yıl, Abdusselam Barzani ile yönetim arasında varılan anlaşma ve çıkarılan af sonucu hapisten kurtuldular.

Barzaniler bir süre sonra Kürt asıllı yeni Musul Valisi Süleyman Nazif ile çekişmeye girdiler. Süleyman Nazif’in tutuklama kararı üzerine Abdusselam Seyyid İran’a kaçarak Seyid Taha Nehri'ye sığındı. KDP’de bu olaydan 70 yıl sonra 1979’da ABD desteği ile Seyyid Taha'nın evi Urumiye Gölü yakınındaki Racan köyünde kuruldu.

Şeyh Abdusselam bu esnada Simko'yu ziyaret etti. Baz kaynaklara göre oradan Tiflis'e giderek Çarın temsilcileri ile görüştüler. Onlardan Osmanlılara karşı mücadelelerinde yardımı beklerken, sadece vaat aldı. Abdusselam dönüşte Simko'dan ayrıldı ve Genegecin köyü sahibi çok güvendiği Sofu İbrahim'in misafiri oldu. Bu sofu Şeyh Abdusselam'n başına konan ödülü biliyordu. Onu uyuttuktan sonra, bağlayıp Süleyman Nazif'e teslim etti.

Şeyh Abdusselam yargılandı ve Musul’un kapısında idam edildi. Molla Mustafa’nın hatıratından o gün şöyleydi;

"O günü gayet iyi hatırlıyorum. Oldukça yakıcı bir sıcak vardı. Musul alev alev yanıyordu adeta. Büyük bir kalabalık ağabeyimle birlikte asılanların bulunduğu yere akın ediyordu. Biz önceleri kaçmıştık. Dağa bayıra doğru kaçmıştık. Bab-i Ali'nin tastik etmediği bir idam kararını vali nasıl infaz edebilirdi? Böyle bir adaletsizlik karşısında halk ne yapardı? Hatta bizzat padişah acaba Süleyman Nazif’i asmaz mıydı?”

Bu alıntı hayli ilginç. Çünkü bu satırlara göre Molla Mustafa Abdusselam’ın idamı için İstanbul’u değil, İstanbul’un bölgeye gönderdiği Kürt asıllı valiyi suçluyor ve İstanbul’un izni olmadığını söylüyor.

1915’de idamın sonrasında ailenin ve aşiretin yönetimini, 18 yaşında ele alan Şeyh Ahmet, Faris Aha'ya Zebari'nin kızıyla evlenerek bölgedeki gücünü sağlamlaştırdı. Barzaniler 1914'te Osmanlının Almanya lehine savaşa girmesi üzerine İngiltere ile iyi ilişkilerini pekiştirdiler. Bu arada İstanbul 1912’de kurulan Kürt Gençlik Cemiyeti ve yayın organı Hetavê Kurd Mecmuası’nı yasakladı. İngiltere daha sonra "istihlasi Kürdistan" (Kürdistan'n kurtuluşu) ve "Cihandani cemiyeti" (dünya görüşü) adında iki örgüt kurdurdu.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizler bölgeyi daha iyi yönetmek için "aşiret kanunu" ad altında bir de kanun çıkardılar. Bu kanundan sonra İngilizler Arapları ve Kürtleri birbirine kırdırdı. İngilizler, bir yandan bunlar yaparken, öte yandan Kürtlere bağımsızlık umudu vermekten de geri durmuyorlardı. Sykes-Picot ve Sevres verilen umutlarla ve paralarla harekete Kürt gruplarının daha sonra frenlenmesi ile çöpe gidiyordu.

KDP’ye yakınlığı ile tanınan kaynaklara göre “İngiliz ajanlar savaştan önce, savaş sırasında ve savaştan sonra bölgede geniş bir faaliyet sergilemişlerdi. Siyasi subay, idari müşavir, mühendis ve özel ordu şefi kisvesi altında yürütüyorlardı işlerini. Bunlardan Binbaşı Soane 1902'den beri bölgedeydi. Bu zat Kürt dilini lehçelerine varana dek biliyordu. Neel, Leeds, jardine, Edmons ve Elphinston bu ajanların en iyi bilinenlerindendir. Bölgede bir yol inşa eden ve klasikleşmiş bir de kitap yazan Hamilton adındaki yeni Zelandalı mühendisin bu yolu hala kendi adıyla anılıyor Tabi ki İngilizlerin bölgeyi kontrolü içindi bu yol.”

Bu arada İngilizlerin teşvikiyşe Süleymaniyeli Şeyh Said'in oğlu Şeyh Mahmud Berzenci liderliğindeki Hamawend şefleri ve Süleymaniye ileri gelen Kürt klanları Kerkük'ü işgal eden İngilizleri, himayelerinde bir geçici hükümet kurmak için iknaya çalışyorlardı. Şeyh Mahmud, 1850'lerden beri bölgede liderlik pozisyonuna sahip bir aileden gelmekteydi. Babası 1908'de ayaklandığı için idam edilmişti. Yaşadığı şehir olan Süleymaniye artık artan Kürt nüfusu ile gücünün merkeziydi.

Ama İngilizlerin Irak'ta adalet dağıtmak, eziyet çeken sömürge ülke halklarına yardım etmek gibi bir sorunlar yoktu. Onlar için önemli olan bu bölgedeki petrol kaynaklarının emniyetiydi. Bundan dolayı kuvvetli iktidarlar yerine kontrol edebilecekleri kadar zayıf hükümetler istiyorlardı.

Onlardaki bu kuvvetli bağımsızlık arzusunu gören İngiliz’lerin Irak genel valisi sivil komiser Sir Arnold Wilson, Kürt aşiret liderlerini bir araya toplayarak ne istediklerini sordu. Bu, İngilizler açısından iyi bir taktikti.

Çünkü tüm Kürt aşiret liderlerinin aynı talebi destekledikleri görülür şey değildi. Hele işin başına kimin geçeceği konusunda. Bu toplantıda da böyle oldu. Kerkük ve civarındaki büyük toprak ağaları Şeyh Mahmud'u istemediklerini bildirdiler.

Bu toplantı Bilgin’in değerlendirmesine göre: “aşure çorbası gibiydi ve her kafadan bir ses çıkıyordu. İşin zıvanadan çıktığını, özerkliğin tehlikeye girdiğini gören Şeyh Mahmud hemen harekete geçti. Berzenci, 40 aşiret liderinden kendi talepleri doğrultusunda imza toplayarak Wilson'a müracaatta bulundu ve İngiltere'ye bağlı bir Kürt devleti kurmak istediklerini bildirdi. Bu talep Wilson tarafından kabul edilmişti, ama uygulamaya geçmek için acelesi yoktu.”

İngilizler daha sonra bölgeye Major Noel'i sorumlu tayin ettiler. Noel, İngilizlerin bölgedeki işgal hareketini genişletiyordu. Kürt lideri Şeyh Mahmud ise, pek kimseyi tatmin etmemişti. Zaten Kürtlerin birbirlerinin önderliğinden tatmin olmak gibi bir huyları yoktu. Arkasında üç kişi bulan herkes doğal bir liderdi. Noel'in yerine Süleymaniye sorumlusu olan Soane bu Kürt vilayetinde bazı değişikliklere teşebbüs etti ve işte o zaman kıyamet koptu. Kürtlerin şiddetli itirazları, İngilizlerin kuvvet kullanmasına yol açınca, Şeyh Mahmud direnme kararı aldı. İngiliz’lerle kapışma başlayınca Şeyh Mahmud Lenin'e mektup yazarak yardım istedi. Ama bu mektup hiç yazılmamış gibi muamele gördü, yani cevaplandırılmayacaktı. Çünkü Rusya Kürtleri destekliyordu, ama sadece İngiltere’yi rahatsız etmek için. Aşiretlere yapılan çağrıya ise, olumlusundan olumsuzuna çeşitli cevaplar geliyordu. Bunlardan Şeyh Ahmed liderliğindeki Barzaniler çağrıya olumlu cevap verdiler. Şeyh Ahmed ayrıca diğer Bahdinan aşiretlerini de Berzenci hareketini desteklemeye çağırdı. Mustafa Barzani komutasındaki bir kuvvet Dolê-Piyaw mıntıkasına, bir başka güç de Balek yoluna gönderildi.

Süleymaniye'ye doğru ilerlerken her iki Barzan birliği de İngilizlerin kurduğu bütün pusulara düştü. Barzaniler Süleymaniye civarına ulaştıklarında ayaklanma bastırılmıştı. Şeyh Mahmud İngiliz’lerin eline geçti.Londra Berzenci'ye yardım eden aşiretleri cezalandırma kararı aldı.

Barzan boşaltıldı ve Asuriler yerleştirildi.

Barzaniler bu yenilgiden sonra da yolundan vazgeçmedi. Her şeye rağmen bir güce dayanmak gerekiyordu ve İngiltere Anadolu’da şekillenen milli mücadeleden rahatsızdı. Şeyh Ahmed, Mustafa Barzani'yi Muş'a göndererek Seyyid Abdulkadir ve Şeyh Sait ile görüştürdü. Ama bir sonuç çıkmadı.

Barzaniler işlevselliğini artırmaya çalışırken, 1920'de Arap milliyetçilerinin baskısı başladı. İngiltere son gelişmelerin ışığında Irak’ın Arap kimliği üzerine oturmasına karar vermişti.

Yeni dönemde Londra için Kürtler Irak’ta uslu duracak ve Türkiye’de sorun üretecekti. Irak 25 yıllığına İngiliz mandasına girerken, Kürtlere sayısız sözler verildi, ama tutulmadı. ,

Irak'ta genel valiliğe Wilson'un yerine getirilen Sir Percy Cox, Sevr'in öngördüğü seçim yerine bir başka plan yürürlüğe koymuştu. Durumu şöyle tanımlıyordu;

"Plan Kürt toplumuna Sevr Anlaşması’nca tanınan korunma hakkını hesaba katmıyordu. Kahire konferansındaki kararlara uygun olarak, konferanstan döner dönmez, İngiliz mandası altındaki topraklar ve Irak Devleti'ne dahil bölgelerin Kürtlerin istemlerini belirlemeye koyuldum.

Hemen 6 Mayıs 1921'de, bu konuda bir genelge hazırladım ve bu, müşavirimce Musul, Kerkük ve Süleymaniye kesimlerine dağıtıldı. Bana gelen haberlerden, bu bölgelerde Kürtler arasında fikir ayrılıklarının olduğu ve kendi çıkarları açısından. Irak'ta ekonomi ve sanayinin iplerinin Bağdat'ın elinde kalmasından endişe duyduklar anlaşılıyordu. Hayal kırıklığına uğrayacaklarına kani idiler. Binaenaleyh, Süleymaniye bölgesi Irak kralının seçimine katılmamaya karar verdi. Kerkük'te de Emir'in adaylığı ret edilmişti ve Kürtler kendi ırklarından bir hükümet istiyorlardı. Son çare olarak bana, kesin bir kararın verilmesi için bir senelik bir mühlet isteyen bir dilekçe sunuldu. Süleymaniye ve Kerkük dışındaki bütün livaların delegasyonlarının ve bütün cemaatlerin temsilcilerinin huzurunda Emir Faysal'ı Irak kral ilan ettim ve akabinde, Britanya majestelerinin hükümetince tanındıklarını bildirdim. "

Eylül 1922'de Şeyh Mahmud tekrar Süleymaniye'ye dönebildiğinde bütün bunlar bir yıl önceki olaylardı. Şeyh Mahmut belki de ilk defa Londra’nın emri olmadan bir işe kalkıştı ve misilleme olarak kendisini “Kürdistan Kralı” ilan etti. İngilizlere direnmesi Kraliyet Hava Kuvvetlerinin bombardımanına yol açtı, en nihayetinde 24 Mayıs 1924'te çekilmek zorunda kaldığı Pencwin'de 1930'a kadar sürgün kaldı.

Bu dönemde Barzaniler 3000 yıl öncesine kadar dayandırdıkları “özgür vatan mücadelesinde” hala istedikleri noktaya gelememişlerdi.

Sadece 1919-1922 arasında Sivas dolaylarında Koçgiri ayaklanması, Malatya dolaylarında kıpırdanmalar, Kahta toplantısı, Şırnak civarında Abdurrahman Aga Şırnaki'nin ayaklanması, 1920,12 Ağustos'ta Rewanduz geçidi saldırıları, 3 Eylül'de Hoy'a saldırı, Hurşid Aga'nın Erbil'de idareyi ele alma girişimi, 1919 Şeyh Mahmud ayaklanması, 1919 Barzanilerin Süleymaniye yürüyüşleri, İran'da Simko ayaklanması, 1919 Şeyh Muhammed ayaklanması Akra'da Surçi isyanı gibi toplam 12 ayaklanma oldu ve hepsi bastırıldı.

1925 ile beraber İngiltere Türkiye’deki Kürt aşiretlerini ayaklandırarak, Lozan’da sonuca bağlanamayan Musul konusunda sağladığı fiili durumu koruma yolunu seçti. İlk olarak Azadi adında bir örgüt kuruldu.

Ankara kurulan örgütü deşifre etti ve yöneticileri Halit Beye Cuburi, Kemal Feyzi, Yusuf Ziya ve Doktor Fuad’ı tutukladı. Örgüt Doğu Anadolu’da ayaklanma planlıyordu. Ayaklanmanın amacı, Türkiye ile Irak arasında tampon bir Kürt devleti kurmaktı. Şubatta, ikinci derecedeki kadrolarla ve Şeyh Said liderliğinde ikinci bir deneme oldu. Bu da bastırıldı.

Barzani bu dönemi hatıratında şöyle özetliyor:

“. "... İngilizler Birinci Dünya Harbinin sonunda Doğudaki Kürtleri zaman zaman en küçük parçalarına kadar dahi ayırmak gayretini göstermiş ve birçok Kürt aşiretlerde İngiliz’lerin çeşitli oyunlarına maalesef alet oluvermişlerdi.”

İngilizler bu arada Bağdat’taki Arap idaresini de desteklemeyi sürdürüyordu ve 1922'den itibaren Süleymaniye ve Kerkük'ün kuzeyine kadar olan kesimde Kürt aşiretlerini böl ve yönet politikası ile etkisiz kıldı. Kuzeyde ilerleyerek büyük Zap ırmağına geldi ve Barzan köylerini denetimine aldı.

Barzaniler yine ayaklandı ve Zebariler ile beraber İngilizlere karşı cephe açtı. Barzanilerin komutanı Ahmed Barzani ve Zebariler'in komutanı Faris Aga dağlara çekilmek zorunda kaldı. İngilizler orada daha fazla ilerlemeye gerek görmedi ve böylece Barzaniler İngilizlere karşı ilk defa bir mevziyi elinde tutmuş oldu.

1923 yılında Barzan aşireti, 1907’den beri sürdürdüğü direnişlerden dolayı bir harabeye dönmüştü ve halk bitap düşmüştü. Toprakları çoraklaşmaya yüz tutmuş, malları ve tüm geçim vasıtaları yok edilmişti. Aşiret adeta bir çöküntüyü yaşıyordu. Bunun için bir inziva hayatına ihtiyaçları vardı ve onlar da 1930'a kadar öyle yaptılar. Bu arada yeniden bombalanıp yıkılacak yaşamlarını inşa edeceklerdi.

1930'a doğru ve 1930'lu yıllar, Irak Kürtleri için umutsuzlukla dolu yılların devamıydı. Çünkü Sovyetlerin yükselişi ve yaklaşan yeni dünya savaşı Kürtler açısından henüz yeni yatırımcı getirmemişti.

Öte yandan Araplar, Kürtlerle yeni bir kapışma hazırlığındaydı Londra ‘da hava kuvvetleri yeniden Araplara yardıma gönderdi. Savaşın sonu zaten başından belliydi. Geri çekilen Şeyh Mahmud, İran'a geçmek istediyse de İran ordusu yolunu kesmişti. Geri dönmek zorunda kalan Berzenci bu kez de Kufri ve Hanekin’i ayaklandırmaya çalıştı. Bunu da tam başaramayınca Pencwin'de teslim oldu. Irak hükümeti onu İngilizlerin tavsiyesi üzerine öldürmeyip Nasiriye'ye ömür boyu sürgüne gönderdi. Şeyh, 1956'daki vefatına kadar orada kaldı.

3 Şubat 1931'de Sir Kenehan Corn Wallis Irak İçişleri Bakanı Cemil-el Madfi'ye Milletler Cemiyeti'nin kararı üzerine verdiği notada şöyle diyordu:

"Biliyorsunuz ki Kürtlerin milli bir otonomi elde etme istekleri Britanya Majesteleri'nin hükümetinin tavsiyesi ve desteği üzerine Milletler Cemiyetinde ret edildi. Milletler Cemiyeti, kararı yakında dilekçe sahiplerine ve Irak hükümetine bildirilecektir. Irak basınına, Kürt hislerinin tahrikine yer vermemek için, Milletler Cemiyeti kararı hakkında hiçbir yorumda bulunmamasını tavsiye ederim..."

Durum netti. İngilizler artık hiç saklamadan, kendi tabirleriye "bir doğu hükümetinin elinde, zorbalığın kiralık aletleri seviyesine" düştüler. Bu durum "onları zorbalığın tabi ilacından, yani başarılı bir isyan umudundan yoksun bırakılmış tebaasına karşı zorba fiillerde bulunmaya teşvik edecekti ve bu sistem bütün ağırlığını herkesten önce, Arap olmayan en önemli, en savaşçı azınlık olan Kürtler üzerine hissettirecekti."

Ama İngilizler bu dönemde de Kürt kartından vazgeçmedi ve Ağrı’da bir ayaklanma düzenledi. Türkiye ayaklanmayla meşgul iken, Londra isyancıları Ahmed Barzani'ye gönderdi.. Hoybuncu Aşireti Barzanilerden yardım istiyordu. Eğer Barzaniler Hakkari yöresinde harekete geçebilirlerse Ağrı’daki ayaklanma üzerindeki baskı hafifleyebilirdi. Ahmed Barzani yardım etmeyi kabul etti. Mustafa Barzani'nin komuta ettiği 500 kişiyi Oramar bölgesine gönderdi. Barzani yıldırım baskınlar düzenliyordu. Yüksekova bölüğü ve çevresindeki askerler Oramar'a takviye olarak gönderildi. Nehri'deki tabur da Yüksekova'ya çekilme emri almıştı. Bu arada bölgedeki bütün karakolları basan Barzaniler, geri çekilirken Kor Hüseyin Paşanın oğlunu kayıp vermişlerdi.

İngilizler Kürtleri Türkiye’de desteklerken, Irak’ta Arapları Kürtlere karşı yönlendiriyordu.

Barzaniler bu defa yeniden Bağdat’ı hedef aldılar. Yine Molla Mustafa’nın anılarından;

"İngilizler karşımıza çıkmıyordu. Daha ziyade Kürt aşiretlerini karşımıza çıkarıyorlardı. Bu suretle ben de ilk olarak 1931 yılında 600 kadar silahlı ile Nerikan köyü ile Şeyh Lolan'a saldırdım. İlk hamlede köyü ateşe verdik. 14 kadar kişi de öldürmüştük. İşte artık harp başlamıştı. Çok sürmeden bize karşı olan diğer Kürt aşiretleri de saldırdı. Arkasından İngilizler de geldi, derken bölge yine kanlı olaylara sahne olmaya başladı. Biz bir taraftan İngiliz’lerle, bir taraftan Iraklılarla, bir taraftan da Kürtlerle harp ediyorduk. Nitekim bölgede bulunan en büyük Kürt aşiretlerinden Rikanilerin ağası Kelhi Aga, Zebarilerin agası Faris Aga ve zamanımızın meşhur dini lideri Reşit Lolan karşımızdaydı.

Bu Kürt aşiretler, Irak hükümeti ile yan yana bize karşı çarpışıyordu. Bununla beraber, ben 700 silahlı ile Mergesor'u, ağabeyim Şeyh Ahmed 500 silahlı ile Barzan köyünü ve üçüncü kardeşimiz Şeyh Sadık'ta 500 silahlı ile Palende civarı ile Piris boğazını işgal ettik. Büyük Zap suyunun sağ kanadını ele geçirmiştik. Bu ani baskın ve kuvvetlerimiz karşısında Irak hükümeti adeta hezimete uğramıştı. İngilizler büyük bir heyecan ve endişe içindeydi."

İngiliz’lerin Bahdinan planı kapsamlıydı ve kökleri, 1920'li yılların başlarına kadar uzanıyordu. Bölgeyi sımsıkı kontrol altında tutmak isteyen İngilizler, bu tarihlerden beri Barzan bölgesini kontrole almak istiyordu. Barzan'a, Barzaniler'in dışında insanlar yerleştirilecekti. Bu insanlar da belliydi ve Türkiye’deki ayaklanmalardan kaçarak İngiliz’lere sığınan Süryaniler'den başkası değildi.

Zaten Milletler Cemiyeti'ne verilen rapor ne diyordu: "Irak'ta durum normaldir, bütün taraflar bağımsızlıkla ilgili olarak anlaşma içindedir"

1932 yılında, Irak'ın Milletler Cemiyeti üyeliği karara bağlanacaktı. Bunun için "öyle veya böyle" Kürt meselesi bitmeliydi. Kürt meselesinde iki tür çözümden ilki, "barışçı" olan 14 Mart'ta gündemleştirildi.

Bağdat bölgeyi kontrole almak üzere 15 Mart'ta Kuzeye yürüdü. Kraliyet Hava Kuvvetleri ile Lolaniler, Rikaniler ve Zebariler Barzanilere saldırdı. 15 Mart'tan 18 Mayıs'a kadar Baroji, Mizuri ve Şirvan bölgelerinde stratejik önemi olan 79 Barzani yanlısı köy bombalandı.

18 Mayısta, RAF ve muhalif Kürt aşiretlerinin desteklediği askeri güçler Barzan köylerini işgal ettiler. Durum gittikçe kritikleşiyordu. Yenilginin soğuk yüzünü hissedenler gruplar halinde teslim oldu. Bağdat teslim olanları affetti. Harekat sahaları gittikçe kısılan Barzani kardeşler, kuvvetlerini her adımda daha kuzeye çekildiler. Türkiye - Irak sınır çizgisindeki Cirana köyünde sıkıştılar. Son çare Türkiye’ye sığındılar.

Silahlıydılar. Bunun üzerine muameleye başlamak için silahlarını teslim etmeleri istendi, ret ettiler. Hiçbir işlem başlatılmayınca geri döndüler. Irak sınırındaki Rizi'ye gittiler, oradan güneydeki Ziti'ye geçeceklerken, kadın, çocuk ve ihtiyar Barzanlılar'dan oluşan asıl kafile ile karşılaştılar. insanlar Şeyh Ahmed'in "geri dönün, buradan da umut yok!" emrini verdiği sırada İngiliz uçakları kafileye son bir dalış yaptı ve bomba bıraktı.

Şeyh Ahmed şimdi artık dönüş yolunun kapalı olduğunu daha kesin bir şekilde anlamıştı. Yeniden Cirana'ya gittiler. Silahlar teker teker Türk makamlarına teslim edildi ve iskan için adres gösterilmesi beklenmeye başlandı. Sığınmacılar buradan alınarak Yüksekova'ya götürüldü.

Tarihlerin 23 Haziran 1932'yi gösterdiği o günler hakkında Barzani şöyle konuşuyor:

" Biz Türkiye'de asılmayı bekliyorduk. O tarihlerde İngilizlerle Türkler ve Iraklılar iyi ilişkiler kurmuşlardı. İngilizlerin talebi üzerine Türkiye bizi asabilirdi. Ancak biz seve seve Türkiye'de ölüme gelmiştik. Fakat Türkiye'de beklediğimiz akibet bizi karşılamadı... Nitekim orada iyi muamele gördük. Bizi şehirden şehire alıp götürdüler, daimi bir yerde oturtmadılar. Büyük ağabeyim Şeyh Ahmed'i Erzurum'a gönderdiler. Bizi birbirimizden ayırıyorlardı. Herhangi bir harekette bulunmamızdan endişe olunuyordu. bunu seziyorduk”.

Ankara aşiretin önemli kısmını Muş civarına yerleştirmişti. Barzanilerin kendi anlattıklarına göre oradaki Kürtlerle kaynaşmış ve iyi kabul görmüşlerdi. Eskişehir'e gönderilen kardeşlerden Mustafa Barzani'nin orada hapiste tutulduğu tahmin ediliyordu.

İngilizler artık rahattı. "Egemen Irak devleti" Milletler Cemiyeti'ne kabul edilmişti. Irak düzeyinde pekişmiş olan hakimiyetlerinin ışığında yeniden petrol araştırmalarına başladılar. Bunun için Kürtlerin bir bütün halinde tasfiye edilmesi işlerine gelmiyordu. Ne ölüsü, ne de tam dirisi, iyi değildi.

13 Mayıs 1934'te bir genel af yürürlüğe koydurdular. Barzaniler artık dönebilirlerdi ve öyle yaptılar. Onlar doğruca kendi evlerine gitmeyi bekliyorlardı. Oysa Şirvan'da Irak makamlarına teslim oldukları zaman gerçeğin böyle olmadığını gördüler. Bağdat rejimi Barzanileri liderlerinden ayırmıştı. Aşiret mensupları baba topraklarına döndükleri halde, Mustafa, Ahmet ve Sadık Barzani Basra yakınındaki Hille'ye sürüldü.

Burada kalmak zorundaydılar ve 1935'e kadar da öyle yaptılar. Hükümet, bütün ihtiyaçlarını karşılıyordu. Mustafa Barzani Barzan'a kaçtı ve hemen silahlanarak Halil Hoşevi'ye katıldı, Revanduz'a saldırdı. Yetkililer öldürüldü, Bu arada İran'a da geçtiler. Kış ortasında tekrar Barzan'a döndüler. Pazarlıklar sonucunda Süleymaniye şehri sürgün yeri olarak belirlendi ve Barzani de bunu kabul etti.

2

İngiliz Albay Elphinson’un raporuna göre "1932'de Milletler Cemiyeti'ne alınması sırasında Irak hükümetini, Milletler Cemiyeti Konseyi'ne Kürtleri ve diğer azınlıkları ilgilendiren bazı özel hükümler içeren bir beyanatta bulundu. Bu özel hükümlerde, Kürt unsurunun çoğunlukta bulunduğu Musul, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye kazalarında, Kürtçe’nin Arapça ile birlikte resmi dil olarak kabul edilmesi ve bu kazalara sadece Kürt veya Kürtçe konuşan memurların atanması zorunluluğu da vardı. Bu zorunluluklara 1932 yılı ile İkinci Dünya Savaş arasındaki dönemde saygı gösterildi”

Bu arada Barzaniler Sovyetleri yeniden keşfetti. 28 Ekim 1936'da kendisi de bir Kürt olan, milliyetçilikle değil Marksizm ile ilgilenen General Bekir Sıdkı'nın liderliğinde başarılan askeri darbe, “milletlerin geleceğini tayin hakkı”, “enternasyonalizm” ve “anti-emperyalizmi” yeni yükselen değerler haline getirdi.

Irak’ta peş peşe gelen darbelerden sonra gülen taraf gene İngiltere oldu. 1936'da Barzaniler biraz yerüstünün tehlikeli olması, biraz da Marksist görüşlerin etkisi ile örgütlenmeye karar verdiler. Tartışılan sorun, nasıl bir örgüt kurulacağıydı. Örgütün modeli ve izleyeceği siyasal hattın saptanması uzun zaman aldı. Sonunda Mahmud Berzenci'nin yardımcılarından profesör Refik Hülmi'nin liderliğinde ilk bölgesel Kürt örgütü, Hevi Partisi kuruldu.

Bu arada 1941 yılına gelindi. İran Sovyet ve İngiliz birliklerince müştereken işgal edildi. Hevi bölünmenin eşiğine geldi. Çünkü bir kanat Moskova’ya diğer kanat Londra’ya dayanıyordu.

Sağ kanat, İngiltere’nin Kürt hakları için ikna edebileceğini ifade ederken, sol kanat tersini savunuyordu.

Sonunda Kürtler pes ettiler ve örgüte dışarıdan bir lider aramaya başladılar. Bu sırada Barzaniler de örgüt arıyordu. Süleymaniye'de sürgün hayatı yaşayan Mustafa Barzani başa geçti.

Bağdat’ta ise Raşit Ali, 1 Nisan 1941'de düzenlediği askeri darbe ile iktidara el koydu. İngilizlerin Habbaniya ve Basra'da hava üsleri vardı ve Alman yanlısı bir iktidara göz yumma gibi bir niyetleri yoktu. Bu üslerdeki Arap paralı askerlerini işten çıkaran İngilizler bunların yerine Kürtleri silahlandırdılar. Ayrıca Körfez'den karaya asker çıkartarak ileri harekata da girişeceklerdi.

Bu arada Marksist Kürtlerin örgütü sayılan KP Arap milliyetçisi Raşit Ali darbesini destekleme kararı aldı. Çünkü artık “Kürt ayaklanmaları sektöründe” Almanlar da vardı.

Büyük Savaş başladığında, bölgedeki bu değişiklikler, Kürt milliyetçilerinin dikkatlerini İran’a çevirdi. Hevi Partisi, İran’da daha sağlam örgütlenmelerine yardımcı olabilecek kapasitedeki Yüzbaşı Mir Hac'ı bu amaçla Mahabad'a gönderdi. Mir Hac, daha sonra "Komeley Jiyanewey Kurdistan" adını alacak olan örgütün kurucularıyla, Hacı Davut'un bahçesinde buluştu ve ne yapmaları gerektiğini tartıştı. Ortam onları aldatmamalıydı ve illegaliteyi en iyi sürdürebilecekleri hücre usulüne uygun bir örgüt inşasına koyulmalıydılar. On beş kişi ile 16 Eylül 1942'de kurulan örgüt, kısa süre içinde üye sayısını 100 kişiye çıkardı. Komala kalk arasında Je-kaf diye anıldı ve KDP’nin de nüvesini teşkil etti.

Barzani, 12 Temmuz 1943'te üç arkadaşı ile birlikte Süleymaniye'den Şeyh Mahmud Berzenci'nin oğlu Latif Berzenci'nin yardımıyla firar etti. Önce İran'a gittiler. Oradan da Kuzeye yönelerek tekrar sınır geçti ve Barzan'a ulaştı. Barzani buraya varır varmaz ilk iş olarak kendi aşiretini toparladı.

Barzani bölgeye yerleşmişti. Sonbahara doğru Hakkari bölgesinde, Said Biroki'nin Ankara’ya karşı ayaklandırılmasının ardından Barzani bu hareketi desteklemek amacıyla hemen harekete geçti. Etrafındaki kuvvetlerle birlikte sınır karakollarını vurmaya başladı. Ama ayaklanma bastırıldı ve Barzani de geri döndü.

Komala Barzani ye mektup yazarak tebrik etti ve işbirliği önerdi. Barzani ise mektuba yanıt vermedi. Bu arada Barzani'lerin ezeli rakipleri olan Zebar aşiretinin reisinin kızıyla bir de politik evlilik yaptı. Bağdat Süleymaniye'deki Barzani ailesini tekrar Hille'ye sürdü. Bağdat yönetiminin Başbakanı Nuri Said ise, Barzani'nin kardeşi Şeyh Ahmed'i bir mektup yazmaya zorladı. Şeyh Ahmed bu mektubunda Barzani'ye selamet yolunun teslim olmak olduğunu kaydetmekteydi.

Kürtler daha sonra Bağdat’tan "Kürt İşleri Bakanlığı" kurulmasını istediler. Bu istemelerine ABD Büyükelçiliği aracılık etti ve bakanlık kuruldu. Bakan olarak, Mahmud Berzenci'nin yönettiği ayaklanmaya katılmış olan Macit Mustafa tayin edildi.

Ama Barzaniler bu defa de Irak ordusuna el attılar. Bunun üzerine Londra’daki İngiltere Büyükelçisi Barzani’ye bir mektup yazdı:

"İngiliz görevlileri Irak hükümetinin şartların kabul etmeniz için size nasihatta bulundular. fakat siz onların bu nasihatlarını kabul etmediniz ve bu işler İngiliz Hükümetinin savaş çalışmaların tehlikeli ölçüde engellemeye başladığı için, İngiliz Hükümeti, sizin niyetinizi kendine karşı düşmanca olarak sayacak ve sizi yok olmaya, yıkıntıya sevkedecektir”

Barzani önemsemedi, çünkü artık ABD vardı. Irak Hükümeti, Barzani'nin İran'a çekilmesini ve orada Pişdar aşiretiyle yaşamasını teklif etti. Barzani ret etti. Bu sırada sayıları artmış olan Kürt siyasi örgütleri, ileri sürdükleri çeşitli taleplerle bir "istemler anarşisi" yaratmışlardı. Her türden ve her renkten örgütlerin ortaya çıkışları karmaşaya yol açtı.

Bir süre sonra Bağdat Hille'deki Barzani'nin ağabeyi Şeyh Ahmed ve diğerlerinin Barzan'a dönmelerine izin verdi. Fakat Şeyh Ahmed'in geri dönüşünün Barzani'nin siyasi ve askeri liderliğine bir etkisi olmadı.

Süleymaniye valiliğine bir Kürt Generali, Baha ed-DinNuri'yî atadı. İstenmeyen memurları değiştirdi, geri çekti. Savaşın yarattığı kıtlıktan dolayı baş gösteren açlığa karşı tahıl dağıtımını da sağladı, okul ve hastane inşaatlarını başlattı.

1944 yılı, öte yanıyla Kürt örgütleri arasında sıkıntılı ilişkilerin sürdüğü bir yıldı. Çekememezlik, birbirini çelmeleme bilindiği gibi Kürt liderlerde bir gelenektir. Dünya savaşının yarattığı ortamı diplomasi için ideal addeden entellektüeller, bu oldu-bitti ortamında Barzani gibi savaşan bir lideri bile mücadelenin sonunda dışlama hesapları yapıyorlardı. Ortada garip bir durum vardı, bazı insanlar, kellelerini koltuklarına almış, dağlara sürülen gençler çatışırken diğerleri bunların sırtından yaptıkları diplomasi ile onların kazanımlarını pazarlamakla meşguldü.

Öte yandan bölgede, bugünde olduğu gibi bir örgüt enflasyonu vardı. Hevi, 1939'da kurulmaya başlandığında IKP ve Cemaat el- Ahali örgütü mensubu pek çok Kürt aydını örgütlerinden istifa ederek bu milli örgütün oluşumuna katkıda bulunmak üzere çalışma ve tartışmalara katılmışlardı.

1941 yılına gelindiğinde sağ ve sol kanat aydınlarının karma örgütü olarak şekillenen Hevi Partisi'ne soldan ağır eleştiriler yöneltilmeye başlandı.

Marksist görüşleri savunan pek çok aydın IKP'ye katıldı. Bu durumda Hevi ve IKP arasında giderek şiddetlenen bir ideolojik mücadele ortaya çıktı. Nihayet, IKP'nin milli meselenin çözümünü ertelediğini söyleyen bir kısım Kürt aydını, IKP’nin dışında, Hamv Abdullah'ın liderliğinde "Kürdistan Komünist Partisi-Şoreş'i kurdu.

Bunların önemli kısmı tekrar IKP'ye döndü Bu partinin geri kalan bölümü Kürt milliyetçilerinin bir diğer grubu ile birleşerek "Rizgariya Kürt adını verdikleri bir partiye dönüştüler. Öte yandan diğer bir kesim Kürt milliyetçisi Rerast adlı partisinin etrafında toplanmışlardı.

İran'daki Komala grubu ise, müsait şartlardan da istifade ederek gelişmişti. Komala ile Hevi yıllarca birleşmeye çalıştılar, ama olmadı.

1945, dünyada ve Irak'ta çözüm yılıydı. Bu meyanda Barzani, Ocak ayında Irak hükümeti ile Britanya Elçiliği'ne birer heyet göndererek otonom bölgenin ivedilikle kurulmasını istedi. Ama bölgedeki iç çekişme tepe noktasına çıktı. Hevi, 1940'lı yılların işgal altındaki Yugoslavya'sında partizanların kazandığı şöhretin cazibesine kapılarak dağlara, Barzani'nin yanına geçti. Barzani işbirliğini ret etti.

12 Şubat 1945’te Barzani'nin liderliğinde Azadi Partisi kuruldı. Diğer kurucular şöyle sıralanıyor: İzzet Abd el-Aziz, Mustafa Hoşnav, Abdülhamit Baker, Muhammed Mahmud, Ahmed İsmail, Şevket Naman ve Hefzullah İsmail.

Hevi ile Azadi arasında rekabet tırmandı. Hevi, ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Loy Henderson'a bir memorandum verdi ve kendi liderliğinde bir otonom bölge talep etti. Hevi ayrıca SSCB, Çin ve Fransa ile de dirsek temasına girdi. Beklenen destek gelmedi ve Bağdat sert politikalar izlemeye başladı.

Irak-İngiltere ortak harekatı sonucu Barzani bölgedeki Mizure Jerif el Mizure Jori, Beroji, Şervani Mezin ve Şerefan aşireti ile Revanduz bölgesindeki Dolameri ve Şivezlari aşiretleri mensupları ile ordu kurdu.

Ayrıca, Aelra bölgesinden Rejfikan, Goran ile Revanduz bölgesinden Silevani ve Bıradost aşiretleri de harekatı destekliyordu. Barzani'nin komuta ettiği kuvvetler, şehirli iştiraklar ve subaylarla birlikte 4.500 kişiyi buluyordu. Aşiretler kısa süre sonra birbirine düştü ve Barzani yenildi.

Kürt aşiretlerinin önemli bölümü hükümetin saflarına geçmişti. Bahdinan aşiretlerinden bazıları ve Zibarüler'den toplam 500 kişi, Barzan'ın batısındaki Herin yakınında mevzilendi. Barzani, Geliye Piriz'in Güney kanadındaki Kürt mevzileri için bir tehdit unsuru haline gelen bu güce saldırıp onları bölgeden sürmek istedi. Fakat Irak Hükümetinin bölgeye dağ topları yerleştirdiğini sandığından bundan vazgeçti. Bu pahalı bir yanılgıydı ve geri çekilerek Geliye Piriz'e yerleşince Irak güçleri yeniden saldırıya geçti.

25 Eylül 1945’te Barzani ve yandaşları Geliye Piriz'in tepesindeydiler ve kuşatıldılar. Mıntıkanın doğusundan,Surçi aşiretinin 300 silahlı adamı, bir ihtilalci birliğini Jajoki bölgesine doğru sürmek için saldırıdaydı. Güneyden Irak 5. Tümeni, iki topçu bataryası ve İngiliz uçakları desteğinde tepelere doğru ileri harekata geçmişti. Mıntıkanın batısından, 500 kişilik Bervari, Beroşi, Şerfani ve Duseki aşiret mensubu, kendilerini izleyen 400 kişilik Zibari gücünün desteğiyle koalisyon lehinde dağ silsilelerinin tepelerinden saldırıya geçmişti. Bunun üzerine Barzani, karanlık çöktüğünde tepeyi boşaltma emri verdi. Barzani buradan Şeyh Ahmed’e haber göndererek Ciyaye Şirin mıntıkasında toplamak üzere köylerini boşaltmalarını emretti.

Irak hükümeti, kendi yanında yer alan aşiretlerle birlikte Kuzeye çok sert bir baskı uyguluyordu. Barzani tüm adamları ve aileleri ile İran’a bir daha kaçtı.

31 Mart 1946'da Sovyet uydusu Mahabad Barzani’yi general ilan etti.

Öte yandan Kuzey Irak da hareketliydi. Goreş Partisi Mahabad'dakilerle ve Sovyetler'le işbirliği imkanını araştırmak üzere Harnza Abdullah'ı temsilci olarak gönderdi. Abdullah burada Barzani, Barzaniler, Irak ordusundan kaçan Kürt subayları ve bölgenin ileri gelenleriyle görüştü. Temaslarının sonucunda Kuzey Irak’ta bir örgüt kurulmaya karar verildi. Kurulacak örgüt bir Kürt devleti daha kuracaktı. Ortaya çıkan ana tema bu partinin İran KDP'den bağımsız olmasıydı.

Barzani başkanlığında bir kurucu komite oluşturuldu. Kürdistan Komünist Partisi olma iddüasıyla ortaya çıkan Goreş Partisinin temsilcisi Hamza Abdullah bölgeye döndü. Barzani'nin güvenini birlikte getirdiği için de parti kuruculuğu görevini başarıyla sonuçlandıracağından emindi.

Süleymaniye'ye vardığında ilk olarak Komala üyesi Avukat İbrahim Ahmed'i gördü ve onun evinde kaldı. İsteği üzerine I. Ahmed onu gizlice Bağdad'a götürdü, Abdullah orada tüm Kürt partilerinden temsilcilerin katılacağı bir toplantı düzenledi. Bu toplantıya daha önceki görüşmelerde KDP'nin inşasının gerektiğine inanan partiler alınmıştı. I, Ahmed ve arkadaşları bu toplantıya alınmadılar. Toplantıya üç parti katılmıştı ve tartışmalar çok sert cereyan ediyordu. Barzani'nin bölgede hala geçerliliğini koruyan ideolojik hattını konuşuyorlardı. Bu hattın örgütlenmede ön gördüğü model demokratik kitle partisi modeliydi. Bu tezi savunma görevini Abdullah üstlenmişti. Karşıt teze ise Abdullah'ın Partisi Şoreş sarılmıştı ve Maksist-Leninist öncülükte ısrarlıydı. Abdullah, iki toprak ağasını da içeren bir karma liderlik önerince kıyamet koptu. Şoreş temsilcisi, bu durum karşısında partisini sürdürme kararı aldı.

Sonra Soreş Partisi, Rızgari ve Hevi birleşerek IKDP'yi oluşturdu. 16 Ağustos 1946’da partinin ilk adı Kürt Demokrat Partisi olarak kondu Barzani yokluğunda parti başkanlığına getirilirken, H. Abdullah sekreter oldu. Şeyh Latif ile Şeyh Ziyad genel başkan yardımcılığını üstlendiler.

Parti bir de yayın organı çıkarmayı kararlaştırdı. Bu yayının adı Rızgari olacaktı.

Daha sonra Mahabad’ın çöküşü geldi. Mahabad dünya siyasetindeki fırtına ile kuruldu, bir sonraki fırtına ile yıkıldı.

Devlet, sona ermişti, Barzani, şimdi artık savaşçı aileleri­ni kurtarma derdindeydi. Dostları yoktu. Barzani komutanlarla bir toplantı yaparak durumu değerlendirdi. Sonunda güçlerini Nahade,Aşnoviye, Hane ve Rizaiye bölgelerine dağıtma kararı aldılar.

İran ordusu, Barzani ile savaşmak isteyen aşiretleri silah­landırıyordu. Bu çarpışmalarda savaş uçakları da kullanıldı. Sonunda general Humayuni Barzani ile tanışan Albay Gaffari'yi, kendisi ile görüşmek üzere Nahade'ye yolladı. Gaffari orada Barzani ve Şeyh Ahmed'le görüştü. Sonunda bir heyetin Tahran'a gönderilmesi kararlaştırıldı. Barzani'nin Tahran'dan bir beklentisi yoktu, ama heyetin gitmesine iki sebepten dolayı razı olmuştu; birincisi, ekonomik durumun çok kötü olması, ikincisi ise bahara kadar zaman kazanma mecburiyeti.

Öte yandan Barzani'nin idama mahkum edildi. Hemen yakınlarındaki ABD Büyükelçiliğine sığındılar. Barzani ile Yüzbaşı İzzet idam edilecekti ve bunu Mir Hac gazetelerden okumuştu. ABD Büyükelçisi Allen, sığınmacılara yakınlık gösterdi. Şah nezdinde girişimlerde bulunarak idamları kaldırdığı gibi, Barzani ile görüşmesi de sağladı.

Şah, görüşmede Barzani'ye iki seçenek sundu. Birincisi İran'da kalmak, ikincisi hemen dönmek. İran'da kalacaklar­sa, silahlarını İran ordusuna teslim edeceklerdi. İran Hükümeti onların altı ay veya bir yıl süreli geçimlerini temin edecek ve daha sonra toprak dağıtarak İran yurttaşı gibi yaşamalarını sağlayacaktı. Bunu kabul etmiyorlarsa aile­leriyle birlikte hemen İran'ı terk etmek zorundaydılar. Ken­dilerine iskan yeri olarak Hemedan yakınındaki Elvend dağları bölgesi gösterildi. Eğer kalmayı kabul ederlerse İran makamları onları sınırdan Hemedan'a taşıyacaktı ve yol masraflarını karşılayacaktı. Barzani bu planı kabul ettiğini bildirerek, 29 Ocak 1947'de Mahabad'a döndü. kendisi ile bir­likte yolluk, yiyecek ve masraf olarak 100.000 Tomen para taşıyan bir İran maliye memuru da geldi.

Heyetin Şino'ya dönmesinden sonra toplanan Barzani planı ret ettiğini açıkladı.

Barza­nilerin bulundukları bölgeden ayrılmak istemedikleri yo­lunda haberler gelince, Albay Gaffari, Barzani ile görüşmek üzere tekrar Nahade'ye gönderildi. Anlaşma olmadı.

Ama Barzani 22 Şubat 1947'de Nahede'den ayrıldılar, Lalican vadisinden geçerek, kuzeye ve batıya doğru ilerlediler. Eşneviye şehrini çevreleyen bölgeden hemen kuzeydeki Tergever vadisine yöneldiler. Mameş aşireti bölgesinden geçerlerken güvenlik açısından aşiret liderlerine, silahlarını kendilerine teslim etmelerini söylediler, Amaç, bölgeden geçişlerinde Mameşliler'in kafileye saldırmamalarını garanti altına almaktı. Barzanilerin Cumhuriyet döneminde Mameşliler'le kötü hatırları vardı ve böyle bir günde onlar intikam kalkışabilirlerdi. Mameş ileri gelenlerinden birinin "onlara silahları teslim edin" emri üzerine bağıranın yeğenlerinden birini silahlarını çıkarıp vermek için davranınca hareket müfreze tarafından saldırı olarak algılanmış ve aralarında Ali Aga'nın küçük kardeşi İbrahim'in de bulunduğu onbir kişi öldürüldü.

4 Martta Kürt hareketinin öncü gücü, Tergever vadisin­deki Mavene'ye ulaştı. Buradaki Herki aşireti lideri Reşit Bey ile Nuri Beyzade kendileriyle anlaştı ama, 12 Martta İran birlikleriyle meydana gelen kısa bir çarpışma onların teslim olmasına yetti. Humayuni, Barzani ile çarpışmalarında İran ordusuna yardımcı olmaları kaydıyla Reşid ve Nuri Beyleri affetti. Bundan sonra İran saldırısı karadan ve havadan şiddetlendi.

Çok sayıda Kürt aşireti İran ordusuna yardım etti.

Barzani, toplantıda teslim olunmaması gerektiğini, teslim olanların ya öldüreceğini ya da büyük işkence altında tutula­cağını bildirdiyse de dinletemedi. Toplantıda uzun savaş yıllarında çekilen çilelerin getirdiği yılgınlık galebe çaldı. Barzani azınlığı temsil ettiği için çaresizdi..

Nisan ortalarında Şeyh Ahmed Irak Hükümeti'nden affe­dileceğine dair bir teminat aldı. Bundan sonraki aşmada teslim olmayı düşünenlerin kararlılıkları daha bir kesinleşti. Baba ocağına geri dönüş hareketi 18 Nisan 1947'de başladı. Göçmenler Geliye Şin geçidindeki bir kaç noktadan Gadır suyuna vardılar. Barzani, savaş esirlerini Iran Hükümeti'ne teslim etmek üzere bölge halkına burada teslim etti. Suyun üzerinde bir köprü kuruldu. Karşı tarafta Ömer Ali komu­tasındaki Irak jandarmaları aileleri bekliyordu.

Aileler orada geçici iskana tabi tutuldular. Yiyecek ve giyecek temin edildi. Sonra onları birbirlerinden ayırmaya başladılar. Şeyh Ahmed, Şeyh Muhammed Sıddık, Şeyh Babo, Sadık, Ubey­dullah, Şeyh İsmail ve Şeyh İbrahim Basra'da tutukevine kondular. Diğerleri önce Diyala'ya, sonra Musul ve Kerkük cezaevlerine nakledildiler. Arazileri müsadere edilmiş, bir kısmı da hükümet yanlısı aşiretlere ganimet olarak veril­mişti.

Barzani yanında kalan seçme arkadaşlarıyla birlikte bir başka yoldan Mizuri Bala bölgesindeki Argoş köyüne vardı. Aralarında Mir Hac, Abdurrahman Müfti, Ali Muhammed, Şeyh Süleyman, Esat Hoşevi ve Isa Suvar gibi isimler onunlaydı. Gelişlerini haber alan Irak Hükümeti Zibar ve Revanduz bölgesinde sıkıyönetim ilan etti. Yer yer çarpışmalar başladı. Irak yetkilileri, Barzani'ye kayıtsız şartsız teslim olması için mesaj gönderdi.

İngiltere yardımı yetiştiremezdi. Gidebilecekleri tek yer kalmıştı. Barzani adamları ile beraber 18 Haziran 1947'de SSCB’ye sığındı.

Kruşçev, Sovyetler Birliği'nin “Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı için kendilerine yardım edeceği" vaadinde bulundu. Barzani, Moskova'ya yerleştirildi. Kendisine bir ev ve arada tahsis edildi. Mosko­va'daki diller fakültelerinden birinde okumasına izin veril­di. Burada dil, fen coğrafya, politika ve iktisat öğrenimi gördü. Öte yandan Barzani, konuşabilecek düzeyde Rusça bildiği için Sovyetler Birliği ve öteki sosyalist ülke yetkilileri ile iyi ilişkiler kurabiliyordu.

Barzani 1954'te Foloşin ile birlikte arkadaşlarını ziyaret etti. Bu arada 104 kişi için Moskova civarındaki fakülte ve yüksek okullarda okumaları için burs kopardı. Bunu 1955 yılında 100 kişilik bir kontenjan daha izleyecekti. Barzani Sovyetler Birliği'ne Kürt aydınlan ile de iyi ilişkiler geliştirmişti. 1956 yılında Ermenistan'ın başkentine giderek oradaki Kürt şahsiyetleri ile görüştü.

Sovyet Kürtlerinin otonomi taleplerini destekledi. Yetkililer ise otonomi yerine Kürtçe radyo, kitap ve gazete gibi kültürel haklarla yetindi­ler.

1957 yılında Moskova'da yapılan uluslararası öğrenci ve gençlik kongresine Kuzey Iraklı Kürt gençleri de katıldı. Onları Celal Talabani temsil ediyordu. Talabani, Barzani'ye Kürt halkının durumu ve KDP hakkında bilgi verdi, önerilerini dinledi.

Barzani aynı yıl Sosyalist Blok generallerinin gerilla savaşlarıyla ilgili girdikleri bir imtihanı kazandı. 14 Temmuz 1958 darbesiyle Irak'da krallık devrilince sığınmacılar için de yeni bir durum doğmuştu. Moskova’ya kozunu sahaya sürmek zorundaydı.

Barzani Mir Hac, Eshad Hoşevi ve Sovyetler'den Foloşin birlikte 15 Temmuz 1958'de Romanya'ya geçti. Romen yetkilileri ile görüştükten sonra Sofya'ya, oradan da Prag'a hareket etti

14 Temmuz 1958 darbesi, Hür Subaylar grubu yöneticilerinden Abdüsselam Arif'in komutasındaki 20. Tu­gayın Bağdat'a yürümesiyle başladı. Tugay öncelikle Bağdat'taki kilit noktaları ele geçirmişti. Bu durum karşısında başkentteki askeri birlikler darbecilere bağlılık bil­dirdiler. Polis güçleri kralcıydı. Durumu haber aldıklarında hemen sarayı koruma altına aldılar. Darbeciler bu kez de sa­rayı bombalayıp üstüne yürüdüler. Direniş kısa sürdü ve ni­hayetinde muhafızlar teslim oldular. Saraya giren darbeciler, Kral Faysal, Prens Abdullah ve Başbakan Nuri Said'in ara­larında bulunduğu 19 yöneticiyi öldürdüler. İktidarı ele geçiren Hür Subaylar grubu General Abdulkerim Kasım'ı Başkanlığa getirdi. Aynı gün Irak'ta Cumhuriyet ilan edil­mişti. Başkan Kasım, yeni hükümeti kendisi kurdu. Bu hükümette İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıklarını da elinde tutan Kasım, Albay Arifi de Başkan yardımcılığı görevine getirdi. İlk Cumhuriyet kabinesindeki bakanların dokuzu sivildi. Bu bakanlar BAAS, İstiklal ve UDP men­supları arasından seçilmişlerdi. Kürtlerden Baba Ali'ye Ulaştırma Bakanlığı verilmişti. Kasım, darbecilerin temsil güçlerini artırmak ve rejimi stabilize etmek için bir "Ulusal Egemenlik Konseyi" kurdu. Konseye bir Sünni Arap, bir Ale­vi Arap ve bir de Halit Nakşebendi adındaki Kürt'ü almıştı.

Darbe günü BKDP sekreteri İ. Ahmed Kerkük'te ev hap­sindeydi. Derhal bir telgraf çekerek partisinin İhtilal Komite­sini tanıyıp desteklediğini, Cumhuriyetin yeni bir çağın müjdecisi olacağını ümit ettiğini bildirdi. 16 Temmuz 1958'de BKDP Kürt halkına bir deklarasyon yayınladı. Şöyle diyordu:

"BKDP'nin Kürt özgürlük hareketinin öncüsü olarak sürdürdüğü mücadele belleklerdedir. Selam­larıyla Kürt ve Arap halklarının mutluluk, özgürlük ve eşitliklerinin sağlam temeller üzerinde yükselmesini diler. Artarak yükselen Arap özgürlük hareketinin başarısı Irak'tır: O, Cumhuriyetçi bir rejim kurmuş, Kürt ulusu­na düşman Bağdat Paktı'dan çekilme kararı almıştı. Parti­miz, bütün gücü ve kapasitesiyle Irak Cumhuriyeti'ni ko­ruyacağını taahhüt etmektedir. "

Yeni kabine Kürt ulusal duygularına sıcak bakıyordu. Za­ten Şeyh Mahmud Berzenci'nin oğlu Baba Ali'nin kabineye alınması da bunun göstergesiydi. Hükümet, öte yandan uzun süreden beri hapiste bulunan Kürt milliyetçilerini de serbest bıraktı. Bunların arasında Şair Goran ve Şeyh Ahmed de vardı. Darbe Kürt - Arap her kesimden insanların çoğunluğunca coşkuyla karşılanmıştı. Fakat her kesimin dar­beden beklentileri başka başkaydı. Kimisi 14 Şubat 1958'de Mısır ve Suriye'nin katılımıyla kurulan Birleşik Arap Cum­huriyeti'ne (BAC) katılmayı düşlerken, komünistler sosyal ve ekonomik reformları arzuluyor, Kürtler de Kürt-Arap kardeşliğini istiyordu.

Kasım önceki hükümet döneminde pişirilen Irak- Ürdün tasarısını rafa kaldırdı. Tuğgeneralliğin üstündeki rüt­beyi taşıyan subayları emekliye sevketti. Çünkü bu kendisi­nin rütbesiydi. Bütün etnik ve dini gruplara hitap edecek bir üslup geliştirmeye çalıştı. Kürtlerin otonomi taleplerini ret ediyor, ama yine de hoşnut etmeye çalışıyordu.

Anayasanın ilan edildiği gün, İ. Ahmed başkanlığında bir BKDP heyeti Kasım'ı ziyaret etti. İ. Ahmed parti sekreteri ol­arak yaptığı konuşmada, İslamiyetten beri Kürt-Arap yakınlığını anlattı. Kürtlerin “Arap ve anti monarşik mücadelesine katkılarını” vurguladı ve “ortaklığın eseri olan” Cumhuriyet'in bir ihtilal şanına ulaştığını kaydetti. Konuşmasının sonunda Kürt ulusal haklarının önündeki engelleri zikretti. Eski rejimin, istediği gibi oynattığı birkaç Kürt ajanı ve vatan haininden hoşnut olduğunu söyledi.

Ama rejim, Kürtlere aldırmıyordu.

İbrahim Ahmed başkanlığındaki Kürt heyetine cevabında Kasım, Kürt-Arap kardeşliğinin hoşuna gittiğini, Barzani'yi geri çağırma davetini yaptığını söyledi. Zaten Barzani, daha önce yeni rejime bağlılığını bildirmişti. Bundan dolayı da Kasım tarafından davet edilmişti. Kasım herhangi bir tür Kürt otonomisinden veya Kürtler'in ulusal haklarının veri­leceğinden söz etmedi. Yine de Arap milliyetçisi meslek­daşlarının muhalefetine yol açacak derecedeki pro-Kürt politikasının bir işareti olarak Barzani'nin dönüşüne sıcak baktığını kaydetti.

Oysa I. Ahmed çok daha sonra kendi­siyle yapılan bir röportajda, Kasım'ın Barzani'nin dönüşünü engellediği kanısında olduğunu söylüyordu .

Öte yandan Kasım konuşmasında Cumhuriyetin daha henüz sağlam te­meller üzerine oturmadığını tartıştı. Barzani'nin bazı düşmanlarının onun dönüşü dolayısıyla tahrik edilebi­leceğini söyledi. Arif ve bazı üst rütbeli subayların da görüşü bu merkezdeydi. Konuşmasının sonunda, "Barzaniler eski rejim altındaki sürgünlerinde yeteri kadar dert edindi. Oysa bizim çok toleransımız var" diyerek aşiretin baba ocağına dönmesi yönünde işaret verdi.

Barzani, Mir Hac ve Eshad Hoşevi'nin Prag'da bulunduğu sıralarda seyahat belgeleri hazırlanmıştı. Bunları İ. Ahmed, Nuri Ahmed Taha, Barzani'nin büyük oğlu Ubeydullah ve yeğeni Sadık Barzani'den oluşan bir heyet 16 Eylülde Prag'a götürdü. Kafile 1 Ekim'de Prag'dan ayrılarak Mısır'ın başkenti Kahire'ye indi . Barzani burada Irak Büyükelçisinin sağladığı bir randevuda Nasır'la görüştü. Nasır, Irak'taki Hür Subaylar grubunun çok saygı duyduğu bir Arap lideri konumundaydı. Onunla Kürt me­selesini konuştular. Başkan, Barzani'nin yurduna dönüşüne sevindiğini söylüyordu.

6 Ekim 1958'de Barzani ve yanındakiler Bağdat havaa­lanına indiler. Kasım, Barzani'nin bir ulusal kahraman gibi karşılanmasını teşvik etti. İKP karşılayıcılar arasında yoktu ve bu bir tavırdı. Kasım, Barzani'ye eski Başbakan Nuri Said'in villasını tahsis etmişti. Emrine bir araba verildi ve kendisine 500 dinar aylık bağladı. Ahmed Barzani de aylığa bağlananlar arasındaydı. kendisine 150 dinar verilirken, SSCB'ye giden kafiledeki diğer elemanlara da 50’şer dinar ay lık öngörülmüştü ve bu para herkesin geçimi için yeterliydi.

Barzani havaalanında Kasım rejimine bağlılığını tekrar ilan etti. Rejimin anti-sömürgeci mücadelesini övdü. Türkiye ve İran'a çağrı yaparak Irak'daki gibi bazı hakları oradaki Kürtlere vermelerini istedi.

8 Ekim günü Barzani bir BKDP heyeti ile birlikte Kasım'ı ziyaret etti. Bu görüşmeyi başka görüşmeler takip edecekti. Kasım'la Barzani, Kürt-Arap işbirliği için neler yapabilecek­lerini araştırdılar. Kasım, Barzani'nin Kürt liderliği pozisyo­nunu vurguluyordu. BKDP ise çok hızlı bir faaliyet temposu tutturmuştu. Zaten BKDP daha henüz 1957'de Barzani'nin tavsiyesi üzerine H. Abdullah'ı partiye tekrar almıştı.

Irak'taki bütün güçler üstünlük kurma yarışındaydı. Çabalar ulusal cepheyi oluşturan partiler arasında başlamış ve Kürtleri de içine almıştı. Eylülde Arif, ülke içinde bir tura çıktı. Bu turda BAC'ye katılma fikri ile toprak reformu meselesini işledi. Yönetim zaten bir toprak reformu kanunu hazırlamıştı. Bunun uygulanacağını vurguluyor, Nasırcılığı övüyordu. Öte yandan Kasım ise Nasır'a boyun eğmeye niyetli değildi. Ülkeler arası işbirliğine veya en fazla federasyona evet diye bilirdi. Bu eğilimiyle Kasım, her biri kendi açısından olmak üzere; Kürtlerin, komünistlerin ve bazı Arap demokrat­larının desteğini aldı. Bu destekler Arap milliyetçiliğinin et­kisini kırmaya yeterliydi. Bundan cesaret alarak düğümü "çözdü" ve Arif'i Almanya'ya Büyükelçi olarak atadı. BAC fikrini dağıttı.

1 Ağustos 1958'de Kasım, devrim muhafızı olarak düşündüğü ve genellikle Güneyli topraksız Arap köylülerinden oluşan Halk Direniş Gücünü oluşturdu. Ama daha kuruluşundan itibaren Kasım'dan ziyade komünistler bu güce egemen olacaktı. Buna rağmen çeşitli yerlerde, değişik siyasal odaklar da bu güce nüfuz etmişti. HDG'ler zamanla Bağdat sokaklarını kontrole aldılar. Bu durum Kasım için kati bir uyarı oldu.Ona göre artık bir komünist darbenin eli kulağındaydı.Bu endişeyle tekrar orduya döndü ve HDG tehdidine karşı güçlü bir 5. Tümen kurdu ve Bağdat'ta konumlandırdı.

Öte yandan Barzani Irak'a döndükten sonra, Türkiye, İran ve Suriye'den gelecek Kürtler'in de katılacağı bir "ulusal kongre" çağrısı yapmıştı. Teklif BKDP ve IKP'nin ikisini de sevindirmişti. Fakat çevre ülkelerdeki Kürtler çeşitli sebeplerle bu teklife ilgisiz kaldılar.

Suriye'de 1957'de Azadi, Hoybun ve Yekitiya Xorten Demokrat en Kurdistana Suriye birleşerek Kürt Demokrat Partisi- Suriye'yi oluşturmuşlardı. Bu partinin yöneticileri ile halktan rasgele 200 kişi 1959'da tutukladı. Ayrıca, zamanın Suriye yöneticileri, Barzani'nin etki­siyle El Cezire dedikleri Kürtlerle meskun parçasının istik­balde bir İsrail olacağını varsayarak oradaki Kürt nüfusunun üçte birini vatandaşlıktan attı.

Bununla da yetinmeyerek artan "Kürt tehdidine" karşı Arap kordonu adını verdikleri 10 kilomet­re enindeki bir kuşakta bulunan Kürt köylerini boşaltarak yerine Arapları yerleştirdi.. İran Şah'ının tavrı ise değişikti.

Hemen Kürtçe yayın yapan bir radyo istasyonu "hizmete" soktu.

1959 yılı içinde BKDP'de yine iki grup iktidar mücadelesi yapıyordu.

Birinci kliğin önderi İ. Ahmed'di ve parti çoğunluğunu da arkasına takmıştı.

İkinci kliği yönlendiren H. Abdullah'ın sadece dört yandaşı vardı ve tümü eski komünist partiliydi. Abdullah, Barzani'ye "taktik" bir yakınlık gösteriyordu. İşte Abdullah'a güç veren bu manev­raydı ve İ. Ahmed ciddi bir şekilde güç durumda kalmıştı. Aralarındaki "ideolojik" sorun, nasıl yürüneceği değil, Irak'ta iktidar mücadelesi veren güçlerden hangisinin destekleneceğiydi.

İ. Ahmed'e göre istikbal Arap milli­yetçilerinindi. BAC ile Irak'ın birlik oluşturması uzak değildi. Hatta oluşma aşamasındaydı. Buna karşılık H. Abdullah, istikbalde bir komünist iktidar göründüğü inancındaydı.

HDG'lerdeki komünist nüfuzu bunun örneğiydi 1. Barzani, İ. Ahmed'in anti-Kasım tavrının yarattığı kuşku ile H. Abdullah'ı desteklemeye başladı. Ama İ. Ahmed, Barzani'nin, Kasım'ın tavsiyesi üzerine H. Abdullah'ı desteklediğini söylüyordu.

Bu arada Irak'taki Arap milliyetçileri BAC ile birleşme mücadelesini açıktan yürütmeye başlamış ve Kasım ta­rafından büyük baskı altına alınmışlardı. Olay 1. Ahmed'in durumunu tamamen sarstı. politikasına yöneltilen eleştiriler kuvvet kazandı. Bu durum karşısında dönüş yapa­rak komünistlerle işbirliği anlaşması imzalayınca oportünistlikle suçlandı. Suçlamalar giderek büyüdü ve onun kararsızlık içinde bocaladığı ortaya çıktı. H. Abdullah bundan sonra Barzani'yi, sadece 1. Ahmed'i değil tüm polit­büro ekibini parti yönetiminden uzaklaştırması için sıkıştıracaktı. Ocak 1959'da parti içi bir darbe oldu. Barza­ni'nin de baskısıyla H. Abdullah ve arkadaşları BKDP yönetimini tekrar ele geçirdiler.

Sonuçta tamamen IKP'nin dümen suyunda giden bir BKDP yönetimi oluşmuştu. Anlaşılan Barzani'nin yok­luğunda köprülerin altından çok sular akmış, H. Abdullah" yoldaşların arkadaşı" olduğunu hatırlamıştı. Arap milli­yetçiliğine karşı alternatif oldukları için BKDP ve IKP az çok özgür eylemlere girişebiliyorlardı.

Böylece Baascıların ve diğer Arap milliyetçilerinin üzerinde bir baskı kurdular. Mart 1959'da iki taraf arasında Musul'da kanlı çatışmalar oldu. Musul, Arap milliyetçiliğinin yoğunlaştığı merkez­lerden biriydi. Buranın halkı tutucu, anti-komünist ve Nasırcı idi. Buradaki muhalifleri, durumlarını daha da güçlendirmek için Kasım'ı Arap davasına ihanetle suçlamaya başladılar. Musul'da milliyetçilerin büyük bir ma­nevra alanı vardı ve pek çok subay "dava"ya kazanılmıştı. Ülkede belirsiz bir durum vardı. Bir nevi iktidar boşluğu. Bundan dolayı iki tarafta açıkça birbirini suçluyorlar ve ra­hatça meydan okuyorlardı.Şubat 1959'da kendisine "Barış Partizanları" diyen solcu bir grup yıllık toplantısını Mu­sul'da yapmak istedi. Bazı Musul'luların ve özellikle Albay Şawwaf'ın çabalarına rağmen Kasım toplantıyı iptal ettirmedi. 250 bin kişilik "Barış Partizanları" grubu 5 Martta Mu­sul'a yürüdü.

8 Martta Albay Şavvaf, Baassistler'in, Nasırcılar'ın ve Şammar Arap aşiretlerinin desteklediği bir ayaklanma hareketine girişti. Bütün bu gruplar silahlıydı ve Suriye tarafından Kasım'a karşı teşvik ediliyorlardı. Suriye rejimi, ayrıca darbeyi desteklemek amacıyla sınırda bir de radyo istasyonu kurmuştu. Çıkan çatışmalarda 110 komünist 200 Arap milliyetçisi öldü. Yeni durum BKDP'ye düşmanlarını yıldırma ve yok etme fırsatı sağladı. General Kasım ise, şimdilik duruma tahammül ediyordu.

Çatışmalar devam etti. Öte yandan Kasım, BKDP'ye ve Barzani'ye açıkça göz kırpıyordu. IKP'yi tecrit etmeye çalışıyordu. Bunu sağlamak için Kürtlerin nefret ettikleri Bağdat Paktından çıkış kararını 4 Nisanda açıkladı. Bağdat Paktından çıkış SSCB ve IKP'yi de sevindirmişti. Kasım, Temmuz'da IKP'nin Kerkük'deki Türkmen katliamını kınadı. IKP ile ilişkileri BKDP'yi de et­kileyebilirdi . IKP BKDP'yi yutmaya başlamıştı ve onu da Kasım yutacaktı.

Barzani Abdullah'tan IKP ile ilişkileri gözden geçirmesini istedi. Abdullah ret etti. Barzani KDP temsilcilerini Bağdat'ta düzenlenen bir konferansa çağırdı. Burada kongreye kadar Abdullah'ın faaliyetlerine son verilmesi yolunda bir karar alındı. Ama ertesi gün Barzani, bizzat parti merkezine gide­rek Abdullah'ı kovdurdu ve partiyi özel bir komitenin elle­rine teslim etti. Polit Büro BKDP'nin faaliyetlerini durdurdu.

BKDP iki ay boyunca sekretersiz kaldı. Bu süre boyunca 1. Ahmed grubu çok faal hale geldi. Kasım'ın kabinesindeki bir Kürt Bakan Avni Yusuf'un, Jawad'a verdiği mülakatta “gerçekte 1. Ahmed grubu Barzani'nin tavrına müteşekkirdi”, diyordu. 23 Ekim 1959'da BKDP 4. kongresi Barzani'nin girişimiyle toplandı. Hiç kimse Barzani'nin Abdullah'a tavrını herhangi bir şekilde eleştirmemişti. Kongre sonu­cunda Barzani Başkan olarak kaldı 1. Ahmed ve arkadaşları yeniden işbaşına geldiler.

Yönetime geldikten sonra 1. Ahmed, Barzani'yi parti işlerinden uzak tutmak için özel bir gayret gösterdi. Artık 1. Ahmed ve ekibi yavaş yavaş bir yana, Barzani diğer yana düşmekteydi. Öte yandan 1. Ahmed kongrede kabul edilen yeni parti programını da yayınladı.

Kasım Barzani’nin çabalarından rahatsızdı. 1959 yılı içinde, Daut Caf, birkaç bin silahlı takipçileriyle Kermanşah'a sürülmüştü. Hanekin'den Şarafbayani aşireti Reisi Ali Beg, Kasr-ı Şirin'e sığınmıştı. Talabani aşireti Reisi Şeyh Necmeddin Kermanşah'a gitti. Şeyh Mahmud'un eski ailesi, Şeyh Hüseyin ile Merivan'a, Hama Raşid Kadirhani'nın kardeşleri İzzet ve Ali, Şıler aşireti bölgesinden Baneh'e gitti. Hama Raşid'in kendisi, Kasım ile iyi ilişkiler kurabildiği için kalmıştı ve KDP'ye sıcak bakmıyordu.

Çıwarta'dan Abd-el Rahman Axa Sovayd aşiretiyle birlikte Baneh'e;

Pişdari aşireti, Abbas Axa'nın oğlu Hacı yönetiminde Serdeşt'e geçti.

Şeyh Kılan aşireti, Şeyh Ala-ed-din ve kardeşi Şeyh Murtaza yönetiminde Xaneh'e yerleşti. Mamgur aşireti Ali Hasan Axa yönetiminde ve ayrıca bir Nagşibendi Şeyh'i olan Şeyh Osman, Awraman bölgesine sığındı. Abd el-Kasim Berzenci aşiretiyle birlikte diğerleri gibi İran'a geçti, ama oğlu Şeyh Mahmud 2000 adamıyla Barzani'ye iltihak etti. Şeyh Mu­hammed Nagşebendi Sanandaj'a; Arbil'den Dizei aşireti Me­habad'a kaçtı. Herkiler, Fattah ve Said Beg'le birlikte; Bara­dostiler Mahmud Xalifa ile; Şeyh Muhammed Emin Kewan takipçileriyle; Lawlanlar Şeyh Reşid'le; Zibari, Rikani ve Ber­variler Mahmud Axa Zibari ile Türkiye'ye geçti.

Kasım, 25 Haziran 1959'da yurtdışına kaçan bir kısım aşiretleri afetti. Kasım ayrıca Barzani'ye düşman aşiretleri silahlandırarak aşiretler arası savaşı başlattı. Bu savaş 1960 yılının başına kadar sürecekti. En­trikaların bölgede endişe verici bir seviyeye ulaşması üzere bir arada gelerek, bir heyet oluşturarak Kasım'a gittiler. Heyet Kasım'dan Kürt bölgesine, Kürt subayların gönderilmesini ve oradaki Arap subayların geri çekilmesini istedi. Kasım ret etti.

Ama Barzani, KDP yöneticilerinin mezhepçi davranışlarına rağmen yavaş yavaş toparlandı. Artık hedefi, Kasım'ı oyalarken, ona karşı cephe kurmaktı.

Kasım, 1959 Ekiminde bir suikastle yaralandığında, bunu Kürtlere ve komünistlere gevşek davranmasına bağlamıştı. Bu vesile ile Barzani'ye karşı tutumunu da sertleştirdi. Has­taneden çıkıp normal hayatına döndükten sonra da bu tu­tumunu sürdürdü. Kasım, Barzani'ye verdiği önemi azaltmak suretiyle aslında Kürt meselesine karşı olan tavrını ortaya koydu.

Bu havada KDP, Mayıs 1960'ta 5. Kongresini topladı. Kongre Kasım'ın ret ettiği ilkelerde ısrar etti. KDP'nin sertleşen muhalefeti Barzani-Kasım ilişkilerinde de gergin­liğe yol açacaktı.

Barzani, 3 Kasım 1960'da Ekim devriminin yıldönümü törenlerini izlemek üzere davet edildiği Moskova'ya gitti. Du­rumu olduğu gibi Sovyet yöneticilerine açtı. Ama Moskova onu beklediği kadar umursamıyordu. Moskova’nın Kasım ile bir sorunu yoktu.

Barzani, 13 Ocak 1961 günü Bağdat'a eli boş döndü. Barzani, Sovyetler Birliğin'den döndüğünde Kasım ona tahsis ettiği evi, arabayı ve ücreti kesti. Artık Bağdat'ta kalamazdı. İzin alarak Barzan'a, aşiretinin arasına gitti. Kasım artık Kürtleri tamamen gözden çıkarmıştı.

Kasım, 20 Şubat 1961'de Şaklava’da toplanan Kürt Öğretmenler Birliği Kongresini iptal etti. Molla Mustafa daha sonra yeniden bir devrim denedi. Bölgesel ayaklanmaları yeniden başlattı. 11 Martta 1970’de Bağdat ile anlaşma imzaladı. Irak’ın SSCB baskısını yoğun hissettiği bu dönemin devamında Irak-SSCB Dostluk Antlaşması imzalandı. Barzani daha sonra yeniden ayaklandı ve 1979’a kadar savaştı. 1979’da uluslararası dengelere göre Cezayir’de İran-Irak barışı sağlanınca Barzani’nin ayaklanması yine sona erdirildi ve Barzani bu defa ABD’ye sığındı.. ömrünü 1 Mart 1979’da ABD’de CIA’nin verdiği ödenekle akciğer kanseri yüzünden tamamladı

[ e-mail ]
[ özel dosya ] [ diplomatic observer ] [ diplomatischer beobachter ]
[ kampanya ] [ yorumlar ] [ brifing odası ] [ DG TV ] [ kahve molası ]